EFEKENT HABER M...'s profileDELİYANGİNİM4 İŞTE GERÇE...PhotosBlogListsMore Tools Help

Windows Media Player

EFEKENT HABER MERKEZİ

Photo 1 of 60
                 
 
 
 
 

 

 
 
BEN SENİ SEVİYORUM ÇÜNKÜ !
 
Seni seviyorum,
çünkü her sabah kalktığımda bir günü daha seninle
geçirecek olmanın mutluluğunu yaşatıyorsun bana
Ben güne seninle başlıyorum ve her gün hayatı
yeniden keşfediyorum.
Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket 
Seni seviyorum,
çünkü gökkuşağının her tonunu gölgede  bırakan en
parlak renksin. Herşey senin rengini taşıyor ve
benim için ancak o zaman anlamlı oluyor.
 Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket 
Seni seviyorum,
çünkü soğuk günlerimde içimi ısıtan melteminsin.
Sıcak günlerde ise ferahlık veren kuzey rüzgarı.
İliklerime işleyerek esiyorsun.
Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket  
Seni seviyorum,
Çünkü herşeyde sen varsın. Nasıl olmayacaksın ki?
Sanki sen doğduğumdan beri içimdeydin.Yüreğimin
en derin köşesindeydin. Sanki ortaya çıkmak için beni
bekliyordun. Ve ben orada olduğunu fark edince
hakettiğin yere çıkardım seni.
 Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket 
Seni seviyorum,
çünkü hep benimlesin. Seni görmem için yüzüme
bakmam gerekmiyor. Gözümü kapatsam ordasın.
Gördüğüm her yüz aslında sensin.
 Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket 
Seni seviyorum,
çünkü gözlerinin içindeki binlerce yıldız, gecenin karanlığını delip geçiyor.
sen bana bakarken ben kendimi yıldızlara bakıyor gibi hissediyorum.
O yıldızlar parlaklığında kaybediyorum kendimi.
Gözlerim kamaşıyor ama şikayetçi değilim aydınlığından.
G üneş doğmasa yıldılar kaybolmasa diyorum ama biliyorum ki güneşim de
sen olacaksın gecenin sonuda. Bu kez daha parlak, daha aydınlık
çıkacaksın karşıma.
 Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket 
Seni seviyorum,
çünkü saçların ellerimin arasında kayıp giderken, dünyadaki cenneti
bulmuş gibi hissediyorum kendimi. Cennetin sahibi sensin ve biliyorum ki
sadece izin verdiklerin girebilir o cennete . Ben  o cennete kalmaya
kararlıyım.
Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket  
Seni seviyorum ,
çünkü her gülümsiyişin içime yeniden yaşama sevinci dolduruyor. Her
gülümseyişin ,karamsarlığı yıkıyor, umutsuzluğu parçalıyor. Bir çiçek
bahçesine çeviriyor çorak dünyayı.
çiçek dedimya, bir çiçek adı verseydim sana papatya olurdun. Açışıyla
dünyaya, insanlara baharın geldiğini müjdelleyen papatya. İddasız ama
güzel. Güzel ama kibirsiz.
 Photo Sharing and Video Hosting at Photobucket 
Seni seviyorum,
çünkü seni sevmeyi, sana dokunmayı, seni dinlemeyi, sana bakmayı,
seni koklamayı, seninle  paylaşmayı seviyorum.
Seninle birlikte insana dair ne varsa onları da seviyorum.
Seni sevdiğimi anlatmaya çalışırken ne kadar çaresiz olduğumu da
görüyorum. Her sözcükten sonra durup tekrar tekrar düşünüyorum, seni
yeterince anlatabildim mi diye.
Biliyorum ki yetmeyecek, bukadar sözcükten sonra bile sana sevgimi
anlatmamış olacağım.
sözcüklerin bittiği yerde gözlerime bak .
Onlar bu sevgiyi Çok daha iyi anlatacaktır sana....
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
                           
                                                  GÖZLERİMİN İÇİK NE İÇİNE BİR   BAK                                                             
                                                         
                              BU BİR DÜŞ DEGİLKİ KALDIRSINLAR UYANAYIM                                          
                            DOLU DOLU DİĞİLMİ YAŞANANLAR                                   
                    SÖYLE HANGİSİNİ                                       
                       UNUTAYIM                                           
ŞİMMDİ BİR BU ŞEHRE İNAT BİRDE SANA İNAT             
NEFES ALIP VERİYORUM                   
SANMAKİ KALMADI HİÇ UMUDUM                   
    HERSABAH UMUTLA DOGAN GÜNEŞTEN BORÇ İSTİYORUM                    
 ARTIK                  
HİÇBİRŞEYE İSYAN ETMİYORUM                   
        BUNADA OLSUN DİYORUM ,BUDA GEÇER DİYORUM ,BUDA GEÇER.                       
BAK GÖRDÜNMÜ?                   
GEÇTİ İŞTE                   
NE SDENDEN BİR ESER KALDI ,NEDE BEN BİR ESERDE               
HEM ŞİMDİ DAHA İYİ ANLIYORUM KENDİ KENDİLERİYLE KONUŞANLARI.            
BİR BURUŞUK RESİMLE ÖNÜNE GELENE GÖRDÜNÜZMÜ DİYE SORANLARI.            
  DAHA İYİ ANLIYORUM                     
 AKLIMDA SENDEN KALAN İKİ CÜMLE                
     UMUTSUZ YAŞAYAMAZ BİR İNSAN DEMİŞTİN                    
OYSA BENİM TEK UMUDUM SENDİN                    
BİRDE İNSAN BİRKEZ ÖLÜR DEMİŞTİN                    
LANET OLSUN YALANMIS                 
SENSİZLİK HERGÜN ÖLMEK DEMEKMİŞ....                  
 

 
 Bana Seslen En Umutsuz Günlerinde

Ömrümü teraziye koysam
Sen tarafı ağır çeker
Dilimi tutsam, yazmasam olmaz
Tartılmaya değer

Korkunun dalkılıç yiğitleri
Beni de yokluyor zaman zaman
Gözlerimde bir filmdir başlıyor
Ömrümün inişli çıkışlı gelgitleri

Şöyle olsalar, böyle olsalar
Akın akın bırakmıyor yakamı
Üstesine sensiz olduğum akşamlar
Anılar bozuyor fiyakamı

Gençlik çağımızın rüzgârları
Kırk yıl önceki unutulmaz rüzgârları
Yeni baştan esse sessizce
Yeni baştan yaşasak sevdamızı gönlümüzce

Bu ömrün hiçbir şeyinde değilim ben
Bana gereken yalnız sensin sen
Gözlerim gözlerine, ellerim ellerine mecbur
Bilebilsen, bilebilsen

Katlandığın yalnızlıklar, acılar
Bire bir bende de var
Zorlu dağlar, geçit vermez okyanuslar
Sana giden bütün yolları kapar

Mutlu günlerden yaman ayrılıklara düşmek
Karşı koyamadığımız kaderimiz olmuş
Ayrı ufuklarda gözlerin, ayrı ufuklarda ümitlerim
Yüreğimizi dağlayan özlem olmuş

Bu ömrün hiçbir şeyinde değilim ben
Sen de öylesin biliyorum
Bana gereken yalnız sensin sen
Sen de öylesin diyorum

Bana seslen en umutsuz günlerinde
Yüreğin aydınlanacak göreceksin
En umutsuz günlerinde seninleyim
Yüreğimde fenerler göreceksin 
 
 

">İleti gönder | Sabit Bağlantı | İzleme notları (0) |
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

       

 

http://damardan-kalbe44.spaces.live.com

 
SİMİT PARASI


Ölüm bir yokoluş değil!!! Bilakis ruhun yeni bir elbise giymek üzere,
beden elbisesini çıkarmasıdır.

Günün son dersinin sonuna gelinmişti. Öğrenciler çıkmak için
sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil
çalar çalmaz, dışarı çıkmak için hazırdılar. Yalnız, Ahmet
hazırlanmamıştı.Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu.Nihayet zil
çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı.
Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor,
bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu.


Öğretmeni, onun bu hâlini fark etti:
- Hayrola Ahmet, dedi. Eve gitmeyecek misin?

Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi:
- Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim.
- Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım?
- İlhan arkadaşımız var ya...
- Evet, ne olmuş İlhan'a?
- Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyi
şeyler koymuyor.
- Ee?
- Ona yardım etmek istiyorum. Ama benim yardım ettiğimi bilirse
üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz
de ona verseniz?

Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine
koydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup
düşündü.Ahmet hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla
ailesinin durumu pekiyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne
kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu
değildi. Buna rağmen yardım etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin
bilinmesini istemiyordu.

Nurhan Öğretmen:
- Dur bakalım Ahmet, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî
durumunuz
pekiyi değil. Yanlış mı biliyorum?
- Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş
bulamıyor. Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum.
- Nerede çalışıyorsun?
- Simit satıyorum.

Nurhan Öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydi
şimdi. Bunun gerçekleşmesi zordu. Onu, bundan vazgeçirmek için bir
çare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı.
Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu.

Nurhan Öğretmen, Ahmet'e döndü:
- Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu.
- Çok zengin bir işadamı...
- Niçin?
- İnsanlara daha çok yardım etmek için...
- Güzel, dedi Nurhan Öğretmen. Bak şimdi Ahmet, İlhan'ın ailesinin
durumu pekiyi değil; bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil.
İstersen acele etme; çok zengin olduğun zaman insanlara yardım
edersin.Olmaz mı?
- Olmaz, dedi Ahmet. Şimdi yapmalıyım.
- Neden olmaz?
- Üç sebepten dolayı olmaz.

Birincisi: Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni
insanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok
simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit
satıyorum. Hele mahallede Hasan Amca var, her gün iki simit alıp
güvercinlere veriyor.

İkincisi: "Ağaç yaş iken eğilir." deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı
öğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam.

Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak
istiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar.

Nurhan Öğretmen, karşısında büyük biri varmış gibi dinliyordu:
- Bu sonuncusunu pek iyi anlayamadım, dedi.?
- Açıklayayım öğretmenim, dedi Ahmet. Şimdi, çok zengin olmadığım
için, ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum. Bundan
fazlasını veremem. Allah, Cennet'i gücü kadar iyilik edene veriyor.
Şimdi gücüm bu olduğuna göre Cennet'in fiyatı birkaç simit parası
kadardır. Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet'e
girebilirim. Bundan daha kârlı bir yatırım olur mu?

Nurhan Öğretmen'in gözleri dolmuştu. Başını "Evet" anlamında sallarken
Ahmet'i evine yolladı.

Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını fark etti. Eşyalarını toplamak
için masasına döndüğünde Ahmet'in bıraktığı parların masaüstünde
kaldığını fark etti. Sandalyesine gayrı ihtiyarı oturdu ve paraları
eline aldı. Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti. Sanki elinde
dünyanın en kıymetli incilerini, yakutlarını, elmaslarını tutuyordu.
Hatta bu paralar onlardan bile kıymetliydi. Öyle bu paralar, Bu bozuk
SİMİT paraları, Cenneti satın alabilecek paralardı. Sanki hiç bırakmak
istemeyen bir duygu ile sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını.

Oturduğu yerden kalkamadı Nurhan Öğretmen. İçinin dolduğunu, Tarif
edilemeyen duygulara boğulduğunu hissetti. Birden boşalan sağanak
yağmurlar gibi ağlamaya başladı. Ağladı ... Ağladı.

Kendine geldiğinde akşam olmuştu. Yavaş yavaş sınıftan çıkıp okuldan
ayrılırken bekçi Sadık " Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak,
Bozuk Simit paraları ile cenneti satın almak" diye Nurhan öğretmenin
sayıkladığını duydu. Bekçinin hayretler içinde " Ne dediniz hocam "
demesini bile duymayan Nurhan öğretmen bekçinin şaşkın bakışları
altında akşamın alaca karanlığına karışıvermişti.

http://damardan-kalbe44.spaces.live.com

 

                            

ZEKERİYA KAPAN         

Oct. 4
. .wrote:
 

 

 
 

 

img413/5664/resimnt9.jpg 

     

    img413/1931/baslikct8.jpg 

     

    img247/1812/altresimrx1.jpg

     

    Ben,
    Beyaz, narin papatyan.
    Her bir yaprağıma
    Düşlerimi yazıp sundum sana.
    Belki gelirsin diye
    Umutla boy verdim.
    Her doğan günde
    Süzülen kartalda bakışlarını gördüm.
    Avundum..

    Deli rüzgarı nefesin diye soludum..
    Başımda bekleyen çılgın bulut sendin.
    Üzerime düşen her damlada hayat buldum.
    Büyüdüm, üşüdüm de,
    Sensiz inen gecede
    Kapattım düş kokan yaprağımı yalnızlıkta.

    Soluktu yarına hayallerim.
    Yine de umuda dönük yüzüm
    Seni bekledim...
    Ellerini bekledim..
    Sararsın diye bekledim..

    Bak, zamansız kışa döndü baharım.
    Doruklarda çetin geçer bu mevsim.
    Hani tutunacak toprağım da kalmadı sarp kayalıkta.
    Yıllara meydan okuyan cılız bedenim,
    Düşüyor, görüyor musun?..

    Sadeliğimi gizleyen beyazım soluyor
    Gelecek misin?

    Sevdanı yazdığın sayfalarının koynunda
    Düş kokan
    Umut kokan
    Aşk kokan
    Kurumuş papatyanı saklar mısın?

    Image Hosted by ImageShack.us 

     

    HAYALET... 

     

      img413/5428/aracubuktj2.jpg

    SELAM ARKADAŞIM HAYIRLI GÜNLER
    HAYALET...

     

img413/168/dipresimxd9.jpg

 
Aug. 10
Brigiwrote:
click to comment click to comment click to comment click to comment
May 23
Brigiwrote:
Photobucket
May 18
No namewrote:
 
Get iNFaZ_T3HLiq3 chat group | Goto iNFaZ_T3HLiq3 website
Jan. 26
      sevgimi uçurdum göklere,
      bir uçurtma uçuruyorum gönlümden gökyüzüne
      kuyruğu sevgi ile süslenmiş,ipliği birkaç sevgi sözü
      rüzgarı içten bir bakış terazisi mutluluk olan 
      bu uçurtma duygum bu uçurtma kendim
      süzülüyor göklerde sevginin kanatları ile
      bulutlar okşuyor tenimi beyazın safı ile
    
      dünyayı görüyorum üzerinde siyahlıklar 
      hiç yüzünden çıkan savaşları görüyorum
      bir yanlışın sonucu
      sokak çocuklarını görüyorum
      ağlayan anneleri görüyorum
      çocuklarına hasret annneleri
      yok yere çalınan hayatları görüyorum
      sadece para için satılan hayatları
      parayı tek hedef seçmiş insanları görüyorum
      dalından koparılan gül
      çocuksuz kırları görüyorum
      kırlar solgun sessiz üzgün
      gözyaşı görüyorum
      üzüntü görüyorum irkiliyorum
      gözlerimi kapatmak istiyorum
      sonsuza dek açmamak
      fakat evet evet yanlış görmüyorum
      az da olsa pembelikler de var dünyada
      sevgiyle gülümseyen insanları görüyorum
      gülüne kavuşmuş bülbülün sevinç melodilerini dinliyorum
      kırlarda koşan çocukları görüyorum
      kırlar yeşil kırlar mutlu
      birbirini gerçekten seven insanları görüyorum
      dostluk dürüstlük hoşgörü görüyorum
    
      balıkların sudaki oynaşmalarını görüyorum
      karınca katarlarının neşe içerisinde geçişlerini görüyorum
      evet evet artık siyahları görmüyorum göremiyorum
      sadece pembelikler süsülüyor dünyayı haykırmak istiyorum
      dünyaya seni seviyorum diye
      tüm sevgimi siyahlıkların üzerine örtmek istiyorum
      sevgi ipli ulaşılmaza ulaştırmak istiyorum
      sevgimi çok mu zor pembelikleri görmek
      çok mu zor seni seviyorum demek çok mu zor gülümsemek
      bir deneyebilsek
      dünyada siyahlıklar kalmayacak
                                                                     
 
Jan. 26
EsLeM ...wrote:
             
Günah zakkum gibidir.
 
Zakkum görüntüsü ve kokusuyla çekici ve haz veren bir bitkidir.
fakat yediğinizde sizi zehirler ve öldürür.
 
Günahta yapılması sırasında çekici,hoş ve haz vericidir.
fakat ahirette sizi öldüren manevi bir zehirdir.
 
 
Merhametlilerin en merhametlisi,Yüce Rabbim;
sen affedicisin,affı seversin,biz günahkar kullarını
affeyle...AMİN...
 
              HAYIRLI günler
         selam ve dua ile...
Jan. 18
kardelenwrote:

Image Hosted by ImageShack.us

Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, ALLAH'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, ALLAH o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir" buyurdu.(5)
Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
"Âşura Gününde tutulan orucun ALLAH katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum."(6)
"Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, ALLAH'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.
Güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileğiyle .ALLAH'a emanet olun.

Jan. 12
Paulowrote:
 
Get EverythingAboutEverything chat group | Goto EverythingAboutEverything website
Dec. 28
harunwrote:
 
Get your own Chat Box! Go Large!
Dec. 4
Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören.
Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime. Bir başka yerde
olamazdın zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın,
orada kalmalıydın. Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar
kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne
ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin.

Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım
seninle. Çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin
renklerin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşildin. Açelya idin
pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir
ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize
tutkundum, denizi sensiz, seni de denizsiz düşünemedim.

Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar
gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En kızgın,
en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki
sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni öylesine güldüren senin sevgindi ve
ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey
olduğunu anladım seninle...

Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk
yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden
tuttuğunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil
sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim.
Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana
ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen
girebilirdin.

Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı,
gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu,
olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da.
Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o
doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman.
Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni
yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.

Seni severken yorulmadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim.
Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın.
Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.

Sevdim işte ötesi yok...
Oct. 6

 

 

SONSUZ  BOŞLUK

 Bugün yine yalnızdım

 Sensiz ,kimsesiz ,

ıssız kişiliğimle

 Elimde çayım oturuyordum balkonumda

Yine yalnızdım Belki de hep öyle kalacaktım...

 Seni unutmak acı veriyor bana istemesem de

 Düşünüyorum yalnızlığı

 Bulamıyorum cevabını

 Çünkü sen yoksun

Yine yalnızdım Belki de hep öyle kalacaktım...

 Kitabım ,çayım ve yalnız kendi kimliğimleydim o gece

 Evet evet yalnız kendi kimliğim

Peki neden? Yine yalnızdım

Soruyorum doktoruma ,deliriyorum hergün hergece...

 Çünkü sen yoksun

 Bir tek ben mi böyleyim acaba?

Neden bunu araştırmıyorum?

 Neden sormuyorum insanları bir kenara çekip cevabını?

Yoksa istemiyor muyum?

 Belki de korkuyorumdur

 bir tek kendimin yalnız olmasından

Neden bu kadar çok korkuyorum ki yalnız olmaktan?

 Beni bırakıp gittiği için mi?

Yine yalnızdım

 Belki de hep öyle kalacaktım...

GÖZLERİN SOKAK İSİMLERİ

gözlerin,
sokak isimleri bu akşam,
adımladığım..
batan güneşti sarı saçların,
şiirimdi şiirin,
martı çığlıklarında.. 

istanbul  ' da
kışın hüzünlere döndüğü sularda,
yudumluyorum özlemini,
yüreğimde yüreğin,
gözlerin?
ben de değil..
şimdilik..

geliriz, gün olur geliriz..
kuş kanatlarında..
belki..
zamanlar çalıp,
adanmış zamanlarımızdan..
gelmesek bile, benim gözlüm,
gelemezsek,
geldik sayarız en azından,
geometrik dizilerde çoğaldıkça hayallerimiz..

sen..
limanıma yanaşan bir gemiden,
kaçak bir yolcu gibi inen,
gözlerimden, özlem özlem dökülen,
kimliğindeki adı ...... olan kadın..
yalnızlığıma ne kadar yakıştığının
farkında mısın?

FARKIMDA MISIN?

belki bir çiçeğin yaprağı kanamaktadır
bir yerlerde şimdi.
belki bir yerlere kar yağmaktadır.
üzülme ve ağlama, benim gözlüm,
yokluğundan, yıkılmışsa bir yanım,
bir yanım ayaktadır..
 

Aug. 26
  

♥♥.¸¸.•*´•`*•.¸¸♥♥.вάңάя♥♥.¸¸.•*´•`*•.¸¸♥♥

SLMMMMM.... 

 SAYFAN  HOŞ & GÜZEL OLMUŞ

BAŞARILARININ BU ŞEKİLDE DEWAMINI DİLERİM

YOLUN AÇIK & ÖNÜN AYDINLIK OLSUN

İYİ HAFTA GEÇİRMEN DİLEĞİYLE

BYESSS....

♥♥.¸¸.•*´•`*•.¸¸♥♥.вάңάя♥♥.¸¸.•*´•`*•.¸¸♥♥

 

Aug. 22

DELİYANGİNİM4 İŞTE GERÇEK SPACESİ

AŞKIN DİLİ OLSADA KONUŞA BİLSE ?
January 26

Konuşulan konu EĞER !

 

Alıntı

EĞER !
EĞER !
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer! !
 
August 26

sevgiye dair ne varsa ?

 

Düşlerimize yağmur yağıyordu, rüzgar üşütüyordu ellerimizi.
Gözlerin donuk, bedenin halsizdi. Gizli bir el,
kalkışa hazırlanan otobüse binmen için seni sürükler gibiydi.
Sanki, kalmak istiyordun
"Baharda dönerim." demiştin, hatırlıyor musun?
"Sakın beni unutma, bekle."
Ben seni unutmadım sevgili. Ben seni unutmadım.
Bütün kış, baharda döneceğin günün hayali ile ısındım.
Minik öpücüklerle uyandırıp,
güneşin doğuşunu gösterecektim sana.
Çiçeklerin, denizin, kumsalın, güneşin
tadına birlikte varacak, gün batımlarında
denizle birleşen ufuk çizgisini birlikte seyredecek,
ay ışığında mutluluk şarkımızı söyleyecektik.

Yalan değil, kaçamak sevdalara takıldım yokluğunda bir süre.
Sana benzeyen her şeyi sevdim ben.
Sevdiğim her şeyde senden izler vardı.
Aradığımı buldum sandım ama yanıldım, bulduğum sen değildin.
Olmadık zamanlarda aklıma düştün, zamansız yaralandım.
Her sabah, seni bulmak için
yollara düşmek geldi içimden ama gidemedim.
Yalnızlığın acısıyla gurur satın alır oldum her gece.
"Gelir" dedim kendi kendime.
Söz verdi, gelmesi gerek. Bekledim.
Kendimi paramparça hissettim ama yine de sana kızamadım.
Unuttum kötü sözlerini. Unuttum kapında bekletildiğimi.
Unuttum telefonlarıma cevap vermediğini.
Kavgalarımızı unuttum.
Bir tek seni unutmadım sevgili.
Bir tek seni unutamadım.
Hep dönmeni bekledim.

Zamanla alıştım acılara,
ölüm ilanlarında kendiliğinden silinen adreslere.
Alıştım sevdiklerimin yokluğuna.
Ama yalnızlığa alışamadım. Hasrete alışamadım.
Sensizliğe alışamadım. Hep dönmeni bekledim.

Olmadı gülüm. Bir araya gelemedik.
Oysa daha yolun başındaydık,
tomurcuktuk daha çatlamaya hazır, bahar gelmeden ayrıldık.
Şimdi artan yalnızlığım, senin büyüyen yokluğun var.
Duvarlarda gözlerinin izi, kapı kollarında parmak izlerin saklı.
Sen neredesin sevgili? Varlığın nerede?
Bir mevsim döndü sen dönmedin.

Düşlerim böyle dağınık değildi eskiden.
Kara bulutlar gibi kümelenip bir yere,
acılarım yüreğimde çöreklenmezdi gece yarılarında.
Özlemlerim hiç bu kadar uzak olmamıştı gün ışığına.
Hasret bu kadar büyümemişti.
Şimdi göçebe olmuş yüreğimle
her sabah yeni yolculuklara çıkıyorum.
Gün ışığına çoğalmış hasretimle
hızla kaçıyorum kara ağızlı tünellerin içinden.
Umudun türküsünü söylüyorum öksüz bakışlarımla.

August 09

EĞER !

EĞER !
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer! !
 

HER ZAMAN İKİ KELAM EDİLESİ DOSTLARIN HATRINI

DOSTA MEKTUP

 

       İçim acıyor insan ilişkilerine baktıkça son zamanlarda. Kendimi dipsiz kuyularda hissediyorum.Uçurumlardan atıyorlar beni, lime lime oluyor her bir uzvum. En önemlisi içim acıyor dostum, inan içim acıyor.

 

       Biz çocukken büyüklerimizi dinlerdik sohbetlerinde. O zamandan aklımızda kalıp içimize yer etmiş birçok değerin içinde dostluk kavramının derin bir izi kalmış. Öyle özlemiş, öyle yaşamak istemişiz hep. Sonra dost kazığı, dost vefasızlığı, aman sırrını dostuna söyleme tedirginliği  çıktıkça karşımıza şaşırmışız. Acaba  eskiler yanlış şeyler mi anlatmış bize, yoksa biz mi eksik anlamışız bilemiyorum.

 

       Bir zamanlar erkeklerin kapatmalarına dost dendiğini öğrendiğimizde şok yaşamıştım. Bu nemene dostluktu? Sonra dilde pelesenk oldu dostum hitabı.

     Ben dostu iyi günde de, kötü günde de yanımda olan, benimle gülüp benimle ağlayabilen kişi olarak düşündüm hep. Dost senin acılarınla acı  çekebilen, senin mutluluğunla mutlu olandı oysa. Dost tereddütsüz teslim olabileceğin, içini açabileceğin insandı.

 

       Bir dosta yazdığım şu satırları hatırlıyorum da nasıl farklı yorumlardayız toplumda hepimiz, bir daha  anlıyorum.

 

       “Günümüzde gerçek bir dost bulmanın zor olduğunu biliyorum. Gerçek dost ki: satılmayacağına inanarak sırrını, derdini, sevincini bölüşebilirsin. Başını göğsünde dinlendirebilir, omuzunda utanmadan ağlayabilirsin. Hiçbir art niyet beslemeden ellerini tutup pozitif enerjisini alabilirsin. Belki çok zor şimdilerde ama eğer hislerim beni yanıltmıyorsa sen omzunda ağlanabilecek bir dostsun, bu da benim için bir kazançtır ve iyi ki varsın sevgili dostum.”

 

       Böyle yazmıştım o dosta, böyle düşündüğüm, böyle inandığım için. Ona gönlümün tüm açık gizli yanlarını açtım. Onunla bölüştüm sıkıntılarımı, sevinçlerimi. Onu yanınmda, kendimi onun yanında bulmaktan hep mutluluk duydum.

 

       Kim söylemişse “çok muhabbet tez ayrılık getirir” diye söylemez olaymış. Sanki bu deyişi ispatlar gibi yitirdim onu aniden. Öyle anlamsız, öyle alelacele ve öyle anlayıp dinlemeden sonucunu beklemeden yitirdim onu. Dostu bulmak zor ama dostluğu korumanın da  ondan daha zor olduğunu bir kez daha anlamış oldum. İçimin kanaması bundan. Bundan günlerdir gülmek gelmiyor içimden. Bir yanım eksik gibi. Bir şeyler kırılıp döküldü toplayamıyorum.

 

       Böyle olmamalıydı güzel dostum böyle olmamalıydı. Büyük sevgiler, köklü dostluklar basit duygusal kararlara bir anda kurban edilmemeliydi aslında.

 

       Para-pul, şöhret, unvan, geçmiş hiçbir şey bir dostun üç dakikalık sohbetinden daha önemli değil aslında. Günümüzde sabır yok insanlarda, hoşgörü yok, bağışlama yok. Ufak tefek  noksanları görmezden gelme alışkanlığı yok. Meziyetleri abarttığımız gibi hataları da abartmakta aşırıya kaçmışız. Geri dönüş yollarını en başından tahrip etmeyi marifet saymışız. Oysa hayat öylesine kısa, zaman öylesine değerli ki kaybetmek  akıl kârı değil.

 

      İşte böyle zamanlarda tutunacak tek dalım sen gelirsin aklıma. Sana dökerim dertlerimi biraz rahatlarım. Aniden güneş doğar, sen de birlikte doğarsın kararan hayatıma. Ay ışır, sen ışırsın. Gönlüm ateş böceği misali pervane olur sana. Sevgiler büyür içimde sen büyürsün. Özlemler büyür, acılar büyür, umutlar, korkular büyür. Seni solurum her nefeste kanımı yıkayıp kalbime dolarsın yeniden dostluk adına güzellikler adına, sevgi adına.

 

      Böyle kırılgan günlerimde varlığınla bana ışık tutman ne güzel.

      Sen sevgilere, dostluklara, insanca birlikteliklere örnek olursun adeta.         

    

      Hep öyle kal, aziz dostum hep dost kal.

 

İŞTE TÜRKİYENİN GERÇEĞİ HAFIZALARIMIZDAN SİLİNMEYECEK OLAN BU GÖRÜNTÜ?


Sibel Eraslan

Her tabutun içinde, kıvrılmış yatmış haliyle, kendi oğlumu görüyorum ben…
Her bayrağa sarılmış genç vücudun üstüne kapanarak ağlayan anneyle, bir kere daha vuruluyorum can evimden… Yarım kalmış tüm telli duvaklı niyetlerle kendimi ikiye kesiyorum, genç dulların arasında eğilmiş ağlarken, bundan sonra devam edemezmişim gibi geliyor hayata, kahroluyorum… Babasızlık dağ gibi devriliyor üstüme, tabutları küçük elleriyle okşayan bebelerin avucunda atıyor kalbim… Her tabut, kulağımdan eksilen bir annecim sesi, kaybettiğim bebek kokusu… Kucağım, her tabutta biraz daha eksilip, biraz daha üşüyor… Evlat acısı güneşi eritip yakacak bir acı olarak, kıyametimizi koparıyor.
Gök ekin biçilmiş gibi… Nefesi çoktan kaçmış genç fidanlar, bir bir yere düşüyor! Kader var elbette kısmet var, yazı, yazgı var ama gel gör ki, ateş düştüğü yerde; kor!
Oysa sokaklarda olmasa da yükseklerde başka bir kavga var: ‘’Burası’’ ve ‘’Orası’’ söylenceleri üzerinden devam eden. Halbuki kavga edenler arasından kimsecikler kalmıyor, gençleri yatırdığımız taze kabirlerin başında. Yumruklar sıkılı, kör nefretler nişana hazır, sloganlar, alkışlar, muhtıralar, zirveler, açılışlar, kesilen kurdeleler arasında ‘’buradan’’ ve ‘’oradan’’ söylevlerin havanda dövülen su misali, en yüksek ses tonuyla uçuştuğu bir aralıktan bakıyor anneler…
Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar diye boşa dememiş genç ölüler…
Genç tabutlar korosu, dünyanın en muhteşem bestesini seslendiriyor susarak ve toprağa yatarak. Sırf biz biraz daha konuşalım, biraz daha gezinelim toprak üzerinde diyerek… ‘’Buradan’’ ve ‘’Oradan’’ ama aslında her halükarda ‘’Uzaktan’’ bakarak, herkes kendi gemisini yürütme derdinde. Dünya bu, gemi yürüyecek elbet. Yürüyecek yürümesine de niçin annelerin çektiği niyetlerden, hep ölüm, hep tabut çıkıyor, talihimize neden hep ölüm yazılıyor anlamış değiliz… Ama anlamamamız kar etmiyor, giden gidiyor işte!
Dayak yemesinden korkup, mikrop kapacağından endişe ederek sokağa bile doğru dürüst salmadan, hep ellerinden tutarak büyüttüğümüz çocuklarımız, parklarda tahterevalliye bile düşer diye bindirmediğimiz, kene geçer böcek ısırır diye pikniğe bile salmadığımız, kışın sıkı sıkıya giydirip yazın soğuk su bile içirmediğimiz çocuklarımız, vurdulu kırdılı filmleri seyretmelerini yasaklayıp, hayatlarında bir kere bile silah nedir görmeden büyüttüğümüz evlatlarımız, kırmızı ışıkta geçmeden, çimlere bir gün bile basmadan, otobüste ihtiyarlara yer vererek, bayramlarda el öperek büyüttüğümüz çocuklar … Gün geliyor vakti gelince askere yollanıyor… Düğün alayı gibi davullarla, maşallahlarla askere uğurlanıyor… Üç ay eğitimden sonra cephelere yollanıyor. Hayatında bir tek sinek bile öldürmemiş oğullar, işi gücü adam öldürmek olan çetelerin üzerine yollanıyor…
Hak mı bu? İş mi bu? Adalet mi bu?
Örtülü Anasını gördüğünüz yerde suratınızı ekşitip, kafanızı çevirdiğiniz, ninesini ‘’sen önce Türkçeyi düzgün konuşmayı öğren’’ diye itelediğiniz, kız kardeşini ‘’kötü örnek’’ ilan ettiğiniz bu Mehmetlerin tabutları ‘’Oradan’’ nasıl görünüyor beyim? Sahi nasıl gözüküyor tabutların rengi ‘’Oradan’’?
Ya ‘’Buradan’’ kardeşlerim, buradan nasıl duruyor sıra sıra dizili tabutlar? Birbirini hemen her fırsatta dirsekleyip, işi gücü çekememezlik, işi gücü yorgan kavgası olan ‘’Bura’’lılara ne demeli? Ne paylaşılmaz ne matah bir şeymiş şu siyaset yahu? Duygular, düşünceler, iktidarda veya muhalefette olunca, nasıl da değişirmiş… Ağladığımız veya güldüğümüz işleri dünyanın, üyesi olduğumuz partinin amblemine göre nasıl da değişirmiş… Nasıl da bir nasırlı maske takarmış kazandığımız mevkiler makamlar yüzlerimize…
Vay anasına, vaylar dağ gibi düştü anasına, gerisi yalan imiş meğer…
Gece yarısı muhtıra yazıp, gündüz vakti insanları sokaklara dökülmeye çağıranlar bilmiyorlar mı ki; annelerin tankı tüfeği yok!
Tank da sizde uçak, top, tüfek de… Peki öyleyse niçin durdurmuyorsunuz dökülen kanı? Cumhurbaşkanlığı seçimleri veya diğer siyasi mevzularla uğraşacağınız yerde, işiniz olan işi yapsanıza…
Ben bilemem ‘’oradan’’, ‘’buradan’’ hesaplarını, çünkü ‘’ana’’yım…Savaştan değil barıştan, ölümden değil hayattan yanayım…
 
 

Xbox Live GamerCard

An error occurred loading this module.

Xbox Live Recent Games

An error occurred loading this module.

Feed

The owner hasn't specified a feed for this module yet.

Feed

The owner hasn't specified a feed for this module yet.
Photo 1 of 60
Lists
More...
by 
No list items have been added yet.

Video

No content has been added yet.

Video

 

Video

http://www.youtube.com/watch?v=PPc_jzKvhDI 

Video

 

Video

No content has been added yet.

Video

No content has been added yet.

Video

No content has been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
The owner hasn't specified a feed for this module yet.
No list items have been added yet.
No list items have been added yet.
SENİN İÇİN
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
More...
No list items have been added yet.
by 
by 
by 
by 
by 
More...